Salı, Haziran 17

tuzla neyin sembolu oldu?

"... Tuzla, vermeden almanın bir tek Allah’a mahsus olduğunu, nitelikli işçi isteniyorsa nitelikli çalışma koşullarının yaratılması gerektiğini hatırlatıyor. Geniş kamuoyunda işçilerin ‘köylü, göçmen, eğitimsiz’ diye damgalanmalarına ve iş kazalarından sorumlu tutulmalarına inanan çok kalmadı. Eğer iş kazalarının nedeni ‘eğitimsiz işçiler’ ise, neden 1960’lardan itibaren Almanya’ya göçen köylü-işçiler Tuzla’daki gibi ölüp ölüp düşmediler? Örgütlü, sendikalı, güvenlikli bir sanayi sistemi içerisinde işçinin eğitim düzeyi -ne kadar elitist tanımlanırsa tanımlansın- cana kasteden sonuçlar getirmemişti. Eğer, ‘eğitimsiz işçiler’ iş kazasına neden oluyorsa, o halde Tuzla’daki tersane sahipleri, neden eğitimli ağır sanayi işçisi bulunmayan Yalova-Altınova, Samsun-Terme, Ordu-Ünye, Çanakkale-Biga gibi yerlerde yatırım yapıyor? ..."

"... Tuzla, devletin artık başka bir türlü devlet olduğunu hatırlatıyor. ‘Tuzla’da devlet yok!’ dendi. Tuzla’da devlet var! Tersaneler devletle iç içe. Tersane sahipleri ve armatörler milletvekili; tersaneler askeri ihaleler, devletten envai çeşit teşvik alıyor. İş kazalarına tepkiler olduğunda kolluk gücüyle bunlar bastırılıyor; tersane sahibi, taşeron firma üzerine aldığı işi geciktirdiğinde sözleşmeden doğan tazminatları hukuk aracılığıyla hızla alıyor. Tuzla’da girişimci liberal-muhafazakâr devlet tüm işlevleriyle varlık gösteriyor. Özel-kamu yepyeni bir form yaratmak üzere birbirine karışıyor ..."
Nevra Akdemir / Aslı Odman - yazının radikal 2 deki tamamına ulasmak için

" ... Türkiye’nin gidişatından şu veya bu nedenle kaygılarını dile getiren, sokaklara dökülen, gururla göğüslerini şişirip bayraklarını dalgalandıranlar; temsilcisi olmaya soyunduğunuz bu halkın onurunu incitmiyor mu Tuzla’da birbiri ardından ölen işçiler? İlle de şeriatten korkanlar, kölelik düzeninin böylesine fütursuzca can alması karşısında ne düşünüyor? Hükümetin şu dönemde her halükârda desteklenmesi gerektiğine inanan her şey mubahçı münevverler, Çalışma Bakanı’nın böyle korkunç bir günahla cilalı koltuğunda oturadurması karşısında bir şey demezler mi? ... "
aynı radikal 2 sayısında yıldırım türker' in yazısından

Hiç yorum yok: