Perşembe, Temmuz 31

erke dönüyor

erkeyi hatırlarsınız belki, 2006da bazı emekli generallerin de katılımıyla bir basın toplantısında duyurulmuştu. ne iş yapar derseniz : "sonsuz enerji üreteci". işte bununla ilgili çok ciddi görünmeye çabalayan bir arkadasın videosu (1.video aman yanlış olmasın), "ulusal bir eylemsellikle zinde bir şekilde inkişaf ediyorlarmış". o diil de ben özellikle elindeki dosyayı masaya attığı kısma bayıldım.
hemen altında da ekşisözlükten mortiferanın tamamen kendi dizaynı olan mortifera dönergeci var :) vee mortifera dönergecinin prensipleri





Perşembe, Temmuz 24

adam

"Zeka,cesaret ve iyi niyetin birleştiği noktaya erişmek istiyorum.
Bir şeyden korkacaksam parasızlıktan değil, kendi gerçeğimi bulamamaktan korkmak istiyorum.
Parça başı doğrularla avunmak yerine, bütünü kucaklamak istiyorum.
Ağzımdan çıkan her sözün, her kelimenin doğru olmasını istiyorum.Ayağı yere basmayan bir malumat istifçisi, bir akademisyen olmak istemiyorum.
Kişiliğimin temelini içtenlik oluştursun istiyorum.
Gevezelik etmektense yapmayı, yaptığımla söylediğimin bir olmasını istiyorum.
Kusuru başkasında aramaktansa, kendimde aramayı istiyorum.
Eğer bir şeyden sıkılacaksam, ünlü olmamaktan değil, yeteneksiz olmaktan sıkılmak istiyorum.
Ölümümden sonra adımın anılmayacağını bilmek hoşuma gitmiyor.
Alçak gönüllü ama yapıcı olmak istiyorum.
Az ve öz konuşmak istiyorum.
En zorlu kazanımlarımın tanıksız kalmasına üzülmemek istiyorum.
Davranışlarım tüm ulusların gelecek kuşaklarına örnek olacakmışçasına yaşamak, ağzımdan çıkacak her kelime dünyayı etkileyecekmişçesine özenle konuşmak istiyorum. Bana yapılmasını istemedigimi başkasına yapmak istemiyorum.
Ama karşılıklık istiyorum.
Kötülüğü iyilikle karşılamak istemiyorum, çünkü o zaman iyiye vereceğim şey kalmıyor.
İyiliği iyilik, kötülüğü adalet karşılasın istiyorum.
Bayağılığı değil, yüceliği ululamak istiyorum. İçimden herkese gönül gönül duygudaşlık aksın istiyorum. Benden üstün olanları kıskanmamak, onlarla eşitlenmek için gayret göstermek istiyorum.
Alçaklarla karsılaşınca da yine dönüp kendime bakmak istiyorum, çünkü biliyorum ki türdaşlarımızla paylaşmadığımız niteliğimiz yoktur.
İftiradan uzak durmak, bu söylediğimin doğru olduğunu sahiden biliyor muyum diye kendime hiç durmaksızın sormak istiyorum.
Herkese karşı nazik olmak, herkesin hatrını saymak, sadık ama kimsenin yardakçısı olmamak istiyorum.
Hepsinden öte hayatın her anını ciddiyetle, saygıyla karşılamak istiyorum.
Görüyor musun tüm bunlardan ne kadar uzağım! Henüz ne kadar çiğ , ne kadar hamım!

Bana zaman tanı, zaman tanı adam olayım!"
Alev Alatlı

Salı, Temmuz 22

kâbus

"Bozkırın ortasında, Güneş'in alnında, kendi halinde otlanan hilal boynuzlu bir mandaydı. Çevresinde birden beliren kaplanlar, durduk yerde zıplamaya, sırtından, boynundan pençe pençe etler kopartmaya koyuldular.
Manda hantal, manda ağır, manda şaşkın, manda şoktaydı. Ayakta kalmak adına birkaç anlamsız hareket yaptı, merhamet dilenmek adına birkaç anlamsız böğürtü çıkarttı, devrildi. Bacaklarının arasına, döşüne, gıdığına sokulan başlar, soğumadan söktüler dalağını, karaciğerini, yüreğini. Manda, masmavi Gökyüzü'ne döndü, son bir sitem göndermek için Yaratan'ı aradı. Yoktu. Sonsuza dek kapandı, düz kirpikli öpülesi gözleri."
Alev Alatlı, Rüya (Schrödinger'in Kedisi - 2.kitap)

rüya

" 'Elbette!' diye güldü Turnacıbaşı, 'Bana dünyaya dair olup da yüzde yüz doğru olan tek bir veri söyleyin! Bana dünyaya dair olup da yüzde yüz doğru ya da yüzde yüz yanlış olduğu kanıtlanmış tek bir olgu söyleyin!' "
Alev Alatlı, Rüya (Schrödinger'in Kedisi - 2.kitap)

Pazartesi, Temmuz 14

tanrının ışığı

11 ayrı ülkeden 11 farklı yönetmenin kısa filmlerinden oluşan bir film : 11' 09'' 01, 11 Eylul. Ordan bir süredir aklımda kalan bir kısım var, yazayım da kurtulayım dedim. alejandro gonzalez inarritu'nun yönettiği filmde, uzun bi bölüm karanlıkta geçiyor, arada kulelerden atlayan insanlar görünüyor kısa kısa ve sonra ekranda arapça ve ingilizce olarak şunu görüyoruz : "Does God's light guide us or blind us ?" ( Tanrının ışığı bize yol mu gösteriyor yoksa kör mü ediyor ? )

Cuma, Temmuz 11

srebrenitsa


bugün srebrenitsa katliamının üzerinden tam 13 yıl geçti, 13 yıl önce bugun binlerce insan srebrenitsada BM gözetiminde katledildi.

"11 temmuz 1995 günü Srebrenitsa'ya giren Sırp güçleri II. Dünya Savaşı'ndan sonra en büyük etnik kıyıma imza attı.
1993'te BM 'güvenli bölgesi' ilan edilen ve BM'nin koruması altında bulunan Srebrenitsa, Bosna-Hersek savaşından kaçan birçok müslüman Bosnalının akınına uğradı.
Daha sonra Bosnalı müslümanları silahsızlandıran Hollandalı askerlerin yönetiminde ve korumasında olan
Srebrenitsa'da temmuz 1995'te yaşları 14 ile 75 arasında değişen 8 bini aşkın müslüman Bosnalı erkek ve çocuk katledildi. Bölgede konuşlanmış BM barış güçleri ise katliamı önleyemedi.
Uluslararası adalete ifade veren katliamdan kurtulan kişiler, Srebrenitsa'da BM'nin Hollandalı askerlerinin kent çıkışındaki üssünün çevresinde, ormanlarda ve çevre yollarda Sırp güçlerinin Boşnakları katlettiğini anlattı.
Katliamdan, çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan yaklaşık 15 bin kişi kurtulmayı başardı. Katliamdan sağ çıkanların büyük bölümü Boşnak Hırvat Federasyonu'nda mülteci olarak yaşıyor." -- haberin tamamı

* trt gün boyu katliam ve bosna savaşıyla ilgili yayın yapıcakmış.

Salı, Temmuz 8

Siz hiç kayboldunuz mu?

"... 4 Şubat 2001'de, benim de Milliyet'ten "azıcık kayıplara karıştırılmam" dan sadece üç hafta kadar önce o zamanki "gazetem" de şunları yazmışım:

' Ama onlar kimdi?
Siz hiç kayboldunuz mu?
Yabancı bir kentte, bilinmedik bir mahallede, ıssız bir sokakta ya da bir alışveriş merkezinde kaybolmaktan söz etmiyorum.
Hafıza kaybından, bitkisel hayattan veya ölümden de.
Ölmeden, daha doğrusu resmen ölmeden veya ölünüz bulunmadan, bir yerde görünüp sonra kaybolmaktan söz ediyorum.
Siz hiç, kaybını nereye, kime soracağını bilemeyen veya sorduğunda cevap alamayan bir yakın oldunuz mu?
Serdar Tanış ile Ebubekir Deniz, bir haftadan fazla bir zamandır, öyle ya da böyle, kayboldular.
Kim ki onlar?
Tanımazsınız.
Şöyle bir duysanız ilgilenir miydiniz, orası da 'faili meçhul'.
Yine de haksız sayılmazsınız ki!
Bu haberi ileten gazeteler kaybolanların kaybolduğu bölgeye sokulmuyor.
O bölgeye girebilen gazete ve televizyonlar ise kaybolanların kaybolduğu haberini vermiyor.
Ölü ya da diri, ne bedenleri ne izleri ortada.
25 Ocak'ta Jandarma'ya gittikleri biliniyor.
Sonrası meçhul.
Jandarma, OHAL Valiliği ve Şırnak Valiliği önce reddettiler ve bir hafta sonra şu versiyonu açıkladılar: 'Geldiler ama gittiler'
(...)
Ne var ki, yine ve yeniden, iki 'insan' daha kayboldu.
Onlar kim ki? Ne şöhret, ne şan, ne tanıdıklık!
İki yabancı!
(...)

Ne
mutlu ki siz hiç kaybolmadınız.
Kaybolsaydınız...
Sizle ilgili haberlerin verilmesini ister miydiniz...
Ve sizin için de yazmamı?' ..."
UMUR TALU - yazının tamamı

Pazartesi, Temmuz 7

1 yıl oldu, ne oldu ?


"7 Temmuz'da Hrant için, Adalet için
mahkemeye!
1 yıl oldu... Ne oldu?

Arkadaşımız Hrant Dink 19 Ocak 2007 Cuma günü öldürüldü.

Adalet istedik.

Hrant'ın öldürülmesinin üstünden 535,
Katilin yakalanmasının üstünden 534 gün,
İlk duruşmadan bugüne 1 yıl geçti.
535 gün, beş duruşmada bir adım yol alınmadı.

Adalet istedik.

O.S., Ogün Samast'a dönüştü, planlı pusunun hikayesi ekranlarda anlatıldı.

Adalet istedik.

Er ya da geç ortaya çıkacağını umduğumuz gerçeklerin
adalet tarafından da görülüp, anlaşılması ve değerlendirilmesi için
ne kadar daha beklemek zorundayız?

Aklımızda canımızı acıtan birçok soruyla, ilk kez kamuya açık gerçekleşecek olan
Hrant Dink'i katledenlerin yargılandığı davayı izlemeye gideceğiz.

Hrant için, adalet için yine mahkemede olacağız.
Biz susalım istediler. Susmadık. Vazgeçmedik.
Susmuyoruz, vazgeçmiyoruz.

Adalet istedik.

Adaletin tecelli edeceğine şahit olmak istiyoruz.
Hrant için, adalet için toplanıyoruz.

7 Temmuz'da
Beşiktaş İskelesi'nde
saat 9.30'da

HRANT'IN ARKADAŞLARI"



Cumartesi, Temmuz 5

sezon finali

atilla atalay'ın "kişi başına 1 yalnız" kitabından bi parça daha :)

"-Allo, Sıkılhan, Bunalgül ben. İlişkimize bi "sezon fina­li" yapmak için aradım. Okul kapandı, yaz başlıyo; yepyeni aşklar, farklı heyecanlar, başka yaklaşımlara gebe hayat. Bence alışkanlığın ilişkimizi boğucu bi hale getirmemesi için bu türden molalara ihtiyacımız var... Alo? Orda mısın?

-Final lafını duyduktan sonra bi ara havai fişek atmak için balkona çıktım, şu an hurdayım. Ehehe...
-Niye gülüyosun anlamadım ki, "En güzel hayvan fıkra­ları" mı anlatıyorum ben burda, hayvan! Yiğıvranç hayvan.
-E sezon finali oldu dedin. Gülsem kime ne?
-Var ya, senin kalbin gerçekten hayvancılıkla uğraşıyo Sıkılhan. İnanmıyorum sana yaa... İnsan eski sezonların hatnna "Seni özliycem aşkım, kendine iyi bak" filan der.
-Bişi sorucam Aliye'yle aynı anda mı başlıycak bizim ye­ni sezon.
-Sığır bi insansın.
-Bi de şey var, yeni sezonda Mehmet Ali Erbil başka ka­nalda başlıycak diyolar, canlı yayında kazara çükü gözüken adam da işsiz kalmış...
-Ne kadar yiğıvranç bi insan olduğun, kazara filan diil, basbaya Google Earth'ten bakınca bile gözüküyo. Hakkaten uzaydan gözükebilen bi hayvan sürüşüsün Sıkılhan. Yeni sezonda sakın beni arama, ilk insanların ilki, hayvanlık sektöründe lider, yuhlar yazıklar..."

Perşembe, Temmuz 3

koy o dalgakıranı cebine

atilla atalay'ın "kişi başına bir yalnız" kitabından bi hikaye

"Ürkek bir uskumruyum denizler şehrinde...
Tuzlu, hoyrat küfürler saçan martıların öfkesiyle
Çığlıklar attığıma duy da inanma.
Koy o dalgakıranı cebine...
Bırak usulca sızayım,
Duru suların aktığı yollardan
En gizli yerlerine...

-Alo Sıkılhan. Demin okuduğum şiiri duydun di mi lan? Duymadın! Yani demem o ki, unut, sil aklından.
- Peki Hırgürkan... Reset yâ Rasulullah... Evet, sildim şi­iri, başka?
Olm bu şiir nedir lan, nedir...
Hangi şiir?
-Dalga geçme şerefsiz, bak ben kafadan çok ciddi bi po-roblem yaşıyorum burda. Makara yapıp işi yavşağa bağla­manın alemi yok. Defalarca kez bıçaklar atarım, o olur... Doğrudürüst cevap versene şerefsiz.
-İyi de ne şimdi? Bi başkası senin kıza mı yazmış bu şiiri. Ya da ne biliim, ters biri tarafından bizzat sana mı gön­derilmiş, ne bu hiddet bu delirgenlik?

- Daha kötü olm, kendikendime yazmışım ben bu şiiri. Geçen gece bizim işlettiğimiz mekânlardan birinde kenar masaya oturmuş karaceket karapantul, kuul ve fakat pisi-kopat bir ifadeynen denize doğru en ağır hallerimle bakar-kene on şişe kadar bira içmişim ben. Tabiyatıynan masaya sızmışım. Parsonal arkadaşlar uyandırmaya cesaret edeme­mişler. Zabahınan bi uyandım kafamda filler zkişiyo, don don... Sonra baktım ki masada bi peçetede bu şiir. El ya­zımdan bildim, kendim yazmışım. Kelle kafa kendikendime "ürkek uskumru" felan demişim. Bööle bi ince ruhlar, bi hislilikler felan. İçimde bir kanlık mı var lan acaba benim? Gel beni piçakla lan. Delikanlıysan bunu yap Sıkılhan, gel beni piçakla içimdeki kadını öldür...

- Manyak olma hacı.

- Parsonal arkadaşlar cesaret edip bana piçak kaldıramaz, atla bi taksiye gel beni defalarca kez piçakla, koş diyorum lan, bu utançla daha fazla yaşayamam...

- Abi hastalık yaratma. Şiir yazmışın işte ne güzel lan...

- Anlaşıldı, senden fayda yok. Ben de Japon delikanlıla­rı gibi kendikendimi pıçaklayıp harakiri yapıcam. Alo, lan "Şiir yazmış, içinden karı çıkmış, harakiri etmiş" filan di­ye arkamdan konuşan olmasın. Sen de ki: "Ben de orday-dım, olay şu şekilde oldu. Hırgürkan, mekânında alkol alıp taşkınlık yapan bir grup Japon'a daldı. Yok yok... Ön­ce delikanlı gibi ikaz etti. Ekmeğinin peşinde idi, temiz esnaf bi çocuktu. Ancak sayıca üstün Japonlar buna pislik yapmak suretiyle Sony marka bir sustalı çekerek onu kal­leşçe karnından piçakladılar". Harakiri felan yok yani, an­ladın...
*****
-Miriba Sıkılhan, ben Bunalgül Peremecioğlu, yazar... Ciddiyim, yeni bi yapıta başladım, kararlıyım yazar olucam ben. "Löhrekler"in birinci bölümündeyim, "Hübendünler" ile ilgili de notlar alıyorum. Sonra da sırada "Uzbikerler" ve "Alligötorler" var... Yaa. Bişi söylemiycak mısın?
-Bilmem ki Bunalgül, ne söylesem "Zzzıt Erenköy" diyip beni bozucakmış gibi bi halin var. Söylediklerin pek anlaşıl-mıyo, ne o ööle Alligötor felan.
-Fantastik edebiyat salak! Kendim yarattım ben, bu şey­leri, kahramanları. Alligötorler mesela kötücül yaratıklar, Mastergötor diye bi efendileri var. Hafif timsaha benziyolar bunlar, Hebendünler'e karşı Löhrekler'le işbirliği içindeler. Löhrekler'in bi ayağı altı parmaklı innanılmazz salak bi prensesleri var, Löhrekler'in Lordu, Kuduzar'la evlenip tıl­sımlı gazoz açacağını ele geçirmek istiyo, ööle olunca da Fantazhisar'ın tek hakimi olucak. Fantazhisar, benim ta­nımladığım bi dünya, Löhrek, Hübendün; Uzbiker ve Alli­götor Halkları Fantazhisar'da yaşıyolar. Nasıl? Begenmediy-sen sööle, lütfaaaan.
-Sarsıcı buldum Bunalgül. Belli, yazarken sen de sarsıl­mışın biraz.
-Ya evet, yaratım sürecindeyken biraz tuhaflaştıgım doğ­ru. Fantazhisar beni neredeyse eline geçirdi, artı, kahra­manlar kendilerini yazdırtıyolar insana, bazen bir Löhrek bazen bir Hübendün oluyorum.
- Tam olmuşsun sen Bunalgül.
- Yok canım abarma, daha alıcağım çok yol var. Yüzükle­rin Efendisi'yle Harry Potter'den okuycağım dört cilt kitap duruyo, Amazon com'dan Matrix'in directors cut DVD'sini ısmarladım ona da bakıcam. Ama sonuç olarak Fantazhi-sar'ı kurdum, yazar oldum ben, yani demem o ki, sana girlfriendin olarak yeterince ilgi gösteremezsem bunu anla­malısın. Her dakikamı sana ayıramam, anlıyo mısın? Yani diyelim ki senle bi cafede başbaşayız, beni Fantazhisar'dan kahramanlarım çağırır, kalkıp giderim, anlatabiliyo mıyım? Yani yazar oldum ben artık. Alo... Alo... Gene mi kapadın Alligötor!... Alo... Innanılmazlarca kere hayvansın sen Sıkıl­han, üstelik mankafa hastalığının pençesindasın. Unutu-cam, Fantazhisar mezbahalarında kesicam seni, elvedag! "

Salı, Temmuz 1

sivas katliamının 15.yılı

"Sivas Katliamı veya Sivas Madımak Olayı, 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli'nin kuşatılıp yakılması ve dolayısıyla şehirde bulunan 33 Alevi yazar, ozan ve aydının yakılarak katledilmesi ve oteli ateşe verenlerden de ikisinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olaylar zinciridir."*
ntv'nin haberinden:
"2 Temmuz 1993’te meydana gelen ve 37 kişinin ölümüyle sonuçlanan “Sivas Katliamı”, İstanbul’da protesto edildi.
15 yıl önce Madımak Oteli’ndeki katliamı protesto etmek isteyen grup, Galatasaray Meydanı’nda toplandı. Grup adına yapılan basın açıklamasında insanlık tarihinin en barbar saldırılarından biri olan Sivas olaylarına karşı hiçbir vicdanın ve devletin harekete geçmediği belirtildi.
Katliama karşı sessiz kalmamak için herkesi 2 Temmuz’da Kadıköy Meydanı’nda yapılacak mitinge çağıran eylemciler, açıklamanın ardından dağıldı.
2 Temmuz 1993’te aralarında çok sayıda yazar ve şairin de bulunduğu 37 kişi Madımak Oteli’nin yakılması sonucu hayatını kaybetmişti."

*wikipedia

faili belli, cezası yok

"1993’te katıldığı izinsiz Nevruz gösterisinde gözaltına alındıktan sonra karakolda vurularak öldürülen Vedathan Gülşenoğlu’nun yılan hikâyesine dönen davası AİHM’yi bile çileden çıkardı"
"Vedathan Gülşenoğlu, izinsiz bir gösteri sonrası götürüldüğü karakolda bir trafik polisi tarafından vurularak öldürüldü. Tüm hukuk skandalları sanki bu dosyada bir araya gelmişti: İlk başta, “Elinde bomba patladı” denildi, öldürüldüğü anlaşılınca silah çektiği öne sürüldü. Dava altı yıl boyunca ‘tanık bulunamadığı için’ ertelendi. Sanık polis, arandığı bir yıl boyunca görevi başındaydı ve cinayet silahını taşıyordu. Teslim olduğunda ‘Rahşan Affı’ çıkmıştı, üç ay cezaevinde kalıp salıverildi. Zaten altı yıl yatacaktı fakat savcı ‘cezalandırılmamasını’ istedi... "

haberin tamamı

tuzlada kanunları kim uygulayacak

"Tuzla’daki tersanelerde çalışan 15 bin 414 işçiden 11 bin 165’inin sigortalarında çeşitli sorunlar tespit edildi. 160 da kaçak işçi var"
"Denetimlerde 114 işyerinde herhangi bir soruna rastlanmazken, 191 işyerinde çeşitli sorunlar tespit edildi. İşyerlerinden ikisinin ise tamamen kaçak olduğu belirlendi. İşyerlerinde ‘çalışıyor’ tespiti yapılan 15 bin 414 işçinin yüzde 72’sinden fazlasına karşılık gelen 11 bin 165’inin sigortalılıklarında sorunlarla karşılaşıldı. Denetimlerde, işçilerin sigortalarının eksik gün ve düşük kazanç üzerinden bildirilmesi gibi uygulamalar tespit edildi. İşçilerden 160’ının ise tamamen kaçak olduğu belirlendi. Bu denetimler sonunda sosyal güvenlik mevzuatına uymayan veya aykırılık tespit edilen işyerlerine toplam 100 bin 385 YTL idari para cezası uygulandı."

haberin tamamı

‘Ekmek kapısı’ bir köyün kâbusu oldu

"Yozgat’ın Koyunculu Köyü’nden ekmek parası kazanmak için İstanbul’a giden 26 kişi ilkel şartlarda taş öğüten bir fabrikada ölümcül silikozis hastalığına tutuldu. 14’ü kısa sürede öldü, geriye kalanlarsa yaşam savaşı veriyor."
"Silikozis hastalığı en çok, halk arasında ‘taşlama’ olarak bilinen, kot pantolonların kompresörlerden püskürtülen kumla ağartılması işinde çalışanlarda görülüyor. Bu hastalığın ortaya çıkmasındaki en önemli neden taşlamada kullanılan maddenin akciğerdeki koruyucu mekanizması zayıflatması. Avrupa’da 1990’lı yıllarda bu yöntemin kullanılması yasaklanınca Türkiye’de küçük taşeron atölyelerinde bu işlem yapılmaya başlandı."
"‘Çöl akciğer hastalığı’ olarak da bilinen bu rahatsızlığa yakalanan işçilerin bir bölümü kısa sürede öldü. Kimileri ise köylerine dönerek, tedavi yollarını aradı. Şimdi köyünde hastalıkla mücadele eden 46 yaşındaki Ömer Ölmez’in de diğer arkadaşları gibi sosyal güvencesi yok."

haberin tamamı