Çarşamba, Ekim 15

Deyin ki, yerde yatan sizdiniz!

"Allah korusun elbette.
Devlet de korusun.
Kendinizi koruyun lütfen.
Benimkisi sadece "kaba" bir varsayım.

Diyelim ki...
Bir gün bir genç çıktı, size arkanızdan yaklaştı, tabancasını çıkardı, ensenize ve kafanıza kurşunları sıktı.
Siz düştünüz.
Siz öldünüz.
Kanınız yerde kaldı.
Ya da...
Kocanız düştü.
Karınız düştü.
Babanız, anneniz, evladınız, yakınınız, komşunuz, arkadaşınız düştü.

Diyelim ki...
Duruşmalar birbirini kovaladı.
Mahkemeye Emniyet'ten bir "istihbarat" raporu geldi.
90 sayfalık koca bir rapor, sizi veya hayatınızın çok önemli, sevgili bir parçasını öldüreni "yola düzen" biriyle ilgiliydi.
Siz gerçeği arıyorsunuz, hakikatin peşine düşmüşsünüz; ölüsünüz ya da dirisiniz, gerçeğe susamışsınız. Ruhunuz yalanların, tuzakların, tezgâhların, sırların tutsağı kılınmış; uçsun, hiç olmazsa o özgürleşsin, rahatlasın istiyorsunuz.

Lakin, bir not düşüvermiş raporun üstüne:
"Devlet sırrıdır" diye.
90 sayfanın 74 sayfası gizlensin, mahkemeden, ruhunuzdan, hatıranızdan, ahınızdan, seveninizden, hukuktan, haktan, vicdandan kaçırılsın diye.
"Hayati önemdedir. Deşifre olursa istenmeyen sonuçlar doğurabilir."


Çalınmış, alınmış "hayati" hayatınıza karşı şu na"sır"lı hoyratlığa bir bakın hele!
Emniyetin art niyetine bir bakın!

2008 yılı Türkiye Cumhuriyeti Hukuk Devleti'nde...
İstihbaratı nedense boş veren, katilleri çayıra salan, ihbarları dert etmeyen, zaten elde bulunan adamların katilleşmesini engellemeyen, bombacıdan muhbir, muhbirden çeteci imalatına adeta nezaret eden bir zihniyet...
"Hayati" diyor, hayatınızı sizden, sizi hayattan koparan bir kahpelik zincirini "devlet sırrı" sayıyor.

Başbakan'ın sevdiği deyişle...
"Sırcılığın daniskası" da şu:
O katilleri "izlemekle" görevli iken cinayeti önleyememiş bir Emniyet Müdürü şimdi hakikati "gizlemekle" sorumlu Emniyet İstihbarat Daire Başkanı.
AK Parti, AK yürek!


Bu gerçek hayattan alınma hikâyede, sizin kim olduğunuz, adınızın ne olduğu bin an için bir yana.
Farz edin ki, kahpe bir organizasyonun kalleş mermisiyle yere düşüp de boylu boyunca, kendi kanına başını koymuş da ebediyen uyumuş sizdiniz.
"Kan kokulu devlet sırrı"nı kabullenir miydiniz?

Tabii, her şeye rağmen, memleket hepten umutsuz değil.
"Sürekli işkence" sonucu cinayete devletten bir özür, geriye bir ömür getirmese de, belki çok "hayati" etki yapar; çok ömür kurtarır, birçok muhtemel işkenceciyi de kurtarır: İnsanlık ve hukuk sınırında tutar.
Belki "hayatın, devletin, toplumun, insanın, vicdanın, adaletin, hukukun esas hayati sırrı" böyle bir şey olmalıdır zaten! "
umur talu, sabah

Hiç yorum yok: