Çarşamba, Aralık 31

gazze

"Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Birliği’nin (ICIJ) araştırmasına göre, bugün dünya üzerinde, 6 kıtadaki 110 ülkede faaliyet gösteren, 90 tane kâr amaçlı paralı asker şirketi bulunuyor...
* * *
Dünya üzerinde paralı asker sağlayan şirketlerin toplam kârının yıllık 100 milyar dolara ulaştığı tahmin ediliyor. (Jim Swanso, The Bush League of Nations)
* * *
“...Tel Aviv borsası, Lübnan’la korkunç savaşın yaşandığı 2006’nın ağustos ayında yükseldi. Aynı yılın son çeyreğinde, Hamas’ın hükümete gelmesini izleyen, Gazze ve Batı Şeria’ya yapılan saldırılar sırasında da İsrail’in ekonomisi inanılmaz bir biçimde, yüzde 8 büyüme gösterdi.” (Naomi Klein, The Shock Doctrine)
* * *
“Seni aptal, mesele para! Parayı takip et!”
* * *
İran’da Ayetullah Ali Hamaney bütün Müslümanları Gazze’yi savunmaya çağırıyor. İranlı gençler, dünyanın efendilerine ve halkların sessizliğine hınçla, kalplerini yumrukları gibi sıka sıka adlarını listelere yazdırıyorlar şimdi.
Hamas’ın sürgündeki lideri Halid Meşal, Şam’dan bağırıyor:
“3. İntifada başlasın! Tek yol intihar saldırıları!”
Filistinli gençler, onları her kapıda soyup duran İsraillilere inat kapanıyorlar durmadan, maskeleniyorlar ve adlarını yazdırıyorlar listelere.
Gazze’deki doktorların ellerinde çocuklar ölüyor. Dünyanın vicdanı bir kez daha naylon, her çocuğun her son nefesinde. Çocukların adları yazılıyor listelere.

Savaş sektörü
Başka bir yerde de başka listeler yapılıyor. Kaç füze başlığı, kaç gözetleme kamerası, ‘kötü adamları’ ayırt edecek kaç bilgisayar programı, özel güvenlikçi adı altında kaç işkenceci ve kaç paralı asker, özelleştirilmiş ve off-shore’laştırılmış savaş için ne kadar paramiliter kuvvet...
İsrail Gazze’yi neden vurdu sorusu yanıtlanıp duruyor. Obama’nın kucağına bir sorun koymak için, İsrail’in iç politika hesapları için, Hamas’ı iktidarı terk etmeye zorlamak için, Gazze’yi nihayet işgal etme hazırlığı için... Hepsi doğru ve hiçbiri. Esas neden başka.
Irak işgaliyle tavan yapan özelleştirilmiş savaş sektöründe İsrail her bakımdan bir numara. Hatta 11 Eylül’den sonra İsrail’in kendi korkularını sınırları ötesine ihraç etmeye başladığını, ABD ve Avrupa’yı tıpkı İsrail gibi güvenlik çılgınlığına sürüklediğini ve bu işten epey para kazandığını söyleyebiliriz.
Başta ABD olmak üzere tüm dünyaya yaptıkları ‘güvenlik’(!) ihracatının mallarını ise (sorgu yöntemlerinden akıllı kimlik kartlarına, akıllı kameralardan yalan makinelerine kadar) öncelikle Filistinliler üzerinde deniyorlar.
Bu bir sır da değil. Örneğin onlarca İsrail güvenlik şirketinden biri olan Suspect Detention Systems’ın sitesine girip bakın. ABD havalimanlarına 11 Eylül’den sonra sattıkları ‘iyi adamı kötü adamdan ayırma’ aygıtlarını Batı Şeria’da denediklerini, meşhur ‘check-pointlerde’ test sürüşü yapıldığını anlatıyorlar açık açık.
Diğer şirketler gibi bu şirketin de yönetiminde gururla gösterilen isimler arasında İsrail istihbarat örgütünün isimleri var.

‘Hamasistan’
Peki savaş bu kadar kârlı ve sürekli bir iş haline gelmişse, normal olarak(!) kâr etmeye ayarlı olan bu sektörün savaşı dört gözle beklemesi, çıkmayınca huzursuzlanması ve ‘ekmeğini taştan çıkarması’ gerekmez mi? Nihayetinde, en temelde olup biten budur. Gazze’de ya da Felluce’de, Bağdat’ta ya da Kâbil’de savaş ve güvenlik sektörünü hareketlendiren korku sürmelidir.
İsrailli politikacılar, saldırının Gazze’ye değil Hamas’a yönelik olduğunu söylüyor. Tıpkı Beyrut’u bombalayıp Hizbullah’a nişan aldıklarını söylemeleri gibi. Ama biliyor musunuz ki nicedir İsrailli politikacılar Gazze’ye ‘Hamasistan’ diyor. Yani Gazze’yi çoluk çocuk, genç yaşlı bir siyasi örgütten ibaret hale getiriyor.
Bu ‘tanıtım kampanyasına’ İsrail merkezli çokuluslu savaş şirketlerinden pay ve reklam alan çokuluslu haber kanalları ve Batılı ana-akım medya da katılıyor. Yani hep birlikte önce düşman, sonra korku ve en sonunda da sadece özelleştirilmiş savaş sektörünün kazanacağı o kan gölü yaratılıyor.
İşte Gazze’de kalbimiz bu yüzden 370 kez dövülüyor. "
Ece Temelkuran, milliyet

ters yazı

"İple çekerek "yılbaşı" değil "aybaşı" bekleyenler... Hele ikramiye alacağı ayı "on bir ayın sultanı" gibi görenler...
Hindiyle mindiyle değil, iki tas kuru yemiş, kelek yerli votka ve televizyon zırvalarıyla saat on ikiyi bulacak olanlar...
Yeni yıla eğlenerek değil, çalışarak girecek olanlar...
Bütün nöbetçiler...
İster dağ başında, ister sınır karakolunda, isterse eğitim alayında bu geceyi yalnızca demli çayla kutlayacak olan nöbetçi subaylar, astsubaylar, erler...
Doğum yaptıracak, yaralı bakacak nöbetçi doktorlar, hemşireler, hastabakıcılar, hademeler...
Bütün gece bekçileri... Site kulübesinde uyuklayanlar, inşaat betonunda üşüyenler...
Herkes eğlenirken "kim yeni yıla nerede nasıl girdi, eski yıldan nasıl çıktı" gibilerden hiç kimsenin merak etmediği dandik haberlerin peşinde koşturacak muhabir arkadaşlar...
Sarhoş taşıyacak taksiciler, sarhoş kovalayacak polisler...
Ekmek uğruna sarhoş nazı çekecek meyhaneciler, garsonlar, komiler, kapıcılar, sarhoş kusmuğu temizleyecek kenefçiler...
Müşteri kapıda yığılınca "fazla mesai" yapacak ağır işçiler...
Tam tersine, bu gece yapayalnız kalanlar...
Hediye alacak, hediye verecek kimsesi olmayanlar...
Kimsesi olsa bile hediyelik parası çıkışmayanlar...
Sevgilisinden ayrılmış, eşinden boşanmışlar, yuvası yıkılmışlar...
Kalık yemeğini kendisi ısıtıp çabucak yiyecek yaşlı adamlar...
Kocası ölmüş, çoluğu çocuğu evlenmiş gitmiş, gelini arsız, damadı hayırsız çıkmış yaşlı kadınlar...
Arkadaşına "oturmaya" gönderilmeyen genç kızlar, belki bir kız bulurum umuduyla kendini oradan oraya atan genç erkekler...
Ve de gecenin köründe sarkıntılık edilecek, orası burası mıncıklanacak genç kadınlar...
Kırmızı don alıp da giyemeyenler, burukluk duyanlar, kırmızı don giymek gereğini duymayacak kadar gerçekçi takılanlar ama gene de içinde ukde kalanlar...
Gurbette çalışanlar, gurbette okuyanlar...
2009 yılına işsiz girecek olanlar...
2010 yılına da işsiz gireceklerinden korkanlar...
Ve de bu geceyi mapus damlarında, ama haklı yere ama haksız yere, hem çok kalabalık hem de yapayalnız geçirecekler...
Herkesin yeni yılı kutlu olsun ama sizinki biraz daha kutlu olsun. "
Engin Ardıç, sabah

Pazartesi, Aralık 29

zeitgeist addendum

akşam ne zamandır izlemek istediğim bir belgeseli izledim. başlıkta da adı var =) zeitgeist addendum. dünyanın belki de en çok sorgusuz sualsiz kabul gören inancına saldırıyor zeitgeist "para politikalarına", ekonominin paraya dayalı yorumuna. bunu o kadar güzel ve anlaşılır bi şekilde yapıyor ki hiç ekonomiyle alakanız olmasa bile nasıl bir sistemin içinde kıstırıldığımızı anlayabiliyorsunuz. ilk kısmında abd,imf, dünya bankası kıskacında nasıl hükümetlerin devrildiğini anlatan 2 kitabın yazarı john perkinsle bir söyleşi de var. (bir ekonomik tetikçinin itirafları 1-2) bu sistemin genel mantıksızlığı, ürettiği çelişkiler, muhteşem bir analiz ve alternatif önerilerle ilerliyor belgesel. 1dk bile sıkılmadan, merakla izletiyor insana kendini. belgesele ücretsiz olarak ahanda bu adresten ulasabilirsiniz http://www.zeitgeistmovie.com/. eğer torrentle indirirseniz altyazıları var divxplanette. yok bana lazım değil altyazı falan derseniz hemen google videodan da izleyebilirsiniz. ama mutlaka izleyin.

hintli filozof Jiddu Krishnamurti'nin "Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz." sözleriyle başlıyor belgesel ve yine ondan alıntılarla bitiyor.

muhteşem, muhteşem, muhteşem söyleyecek başka birşey bulamıyorum.

Pazar, Aralık 28

adamlar alamanyada, amarikada oynuyor sen burdan goruyon

bugun tv de gezerken hasibe eren'in (avrupa yakasında makbule ama bilenler için asıl sıdıka=) ) sunduğu "bir zamanlar türkiye" diye bi programa rastladım 24'te. eski türk filmlerinden görüntüler, repliklerle geçen eğlenceli yarım saatlik bi program. görünce kaldım zaten bitene kadar orda :) normalde perşembe akşamları yayınlanıyormuş, sitesine girince gördüm. ayrıca programın sitesinde son 2 bölümü de bulmak mümkün. ahanda adresi gidin bi bakın bakiim.

Pazartesi, Aralık 22

kamu

"... Kamu
İşin teknik, mali kısmı bir yana...
Bunun adı "kamu ahlakı" olabilir mi?
Daha önce hükümete de, Genelkurmay'a da sık yönelttiğim sorunun benzerini sorayım:
Sayın artık TİSK üyesi belediye başkanları ve başkanların şeyleri; belediyeler sizin babanızın malı mı? Miras kaldı? Siz halkın temsilcisi, hizmetlisi misiniz yoksa patronu mu?
Kendinize "Kamu işvereni" adını takmışsınız; "kamunun işvereni" misiniz?
Gidip özel sektörün büyük denizcilik, cam, çimento, deri, kimya, ilaç, metal sanayii, petrol, kâğıt, tekstil, seramik patronlarıyla aynı sınıfta, aynı safta toplanmışsınız; siz sermayedar mısınız?
Siz, çalışanlarınız karşısında, TİSK ilkelerine mi uyacaksınız? Kamudan böyle bir yetki mi aldınız?
Siz kimsiniz!
(Benzer sorular TİSK üyesi kamu işveren sendikaları TÜHİS, Kamu İş için de geçerli sayılabilir tabii!) ... "
umur talu, sabah

Çarşamba, Aralık 17

jocelyn

dün akşam jocelyn b. smith konserindeydik. o kadar güzeldi ki "gözlerin" i, "sevda değil" i jocelyn'den dinlemek. halaa mırıldanıyorum :) joceyln'in bu şarkıların tamamını söylediği bir albümün olmaması ne kadar kötü. 4 tanesi "dünya solistlerinden livaneli şarkıları" albümünde var sadece, kalanları bulmak mümkün değil. arıyoruz, netekim :) bulamıyoruz. biz mi kaydetseydik ne yapsaydık.
livaneli şarkılarına ek olarak 3 tane de mevlana şiirini bestelemişler bunları da söylediler. ilersi için sadece mevlana temalı bir konser planları da varmış. canım benim :) olsa da yine dinlesek.

hamdolsun

Salı, Aralık 16

ayakkabı :)

şimdi videosunu da izledim milliyette, adam 2 ayakkabıyı da fırlatıyor önce bir bunu belirtmek lazım :) yalnız bush çok iyi kaçırıyor kafayı, beklenmedik bir çeviklik yani. tüm bunlar olurken ırak başbakanın yüz ifadesi o kadar olağan ki. "yahu yine mi ayakkabı, çocuklar atmayın diyorum size" der gibi bakıyor.
sonra içeri giren amerikan güvenlik görevlilerinin ebleh yüz ifadelerini görüyoruz :) tabii şimdi bu eylem batı tarzı bir eylem değil. ee adamlar sıdıkayla annesini de bilmiyor. bir terlik fırlatma kültürü yok öle olunca boş boş bakarsın işte.
yanlardaki gazeteciler sanki bulaşıcı bişi atıyor gibi kenara kaçarken, ayakkabıyı fırlatan adamın arkasındaki gazetecinin çabası takdire şayan :) hayıııır. elinden geleni yaptı...

günün en şık hareketi