Pazar, Mayıs 31

usta

ustayı izledim, geçen gün. gitmeye karar verdiğimizde iyi bir film olmasını umut ediyordum tabii, ama film beklentilerimi de aştı. oyunculuk çok iyiydi, ben şevket çoruhun canlandırdığı karakteri çok sevdim =) onun dışında da gayet iyi, abartısız insanın gözüne sokmadan oynadı ustalar.
çekimler güzeldi, hikaye güzeldi daha ne olsun.
ahanda fragmanı youtube'den gelsin...

Çarşamba, Mayıs 27

iç mihraktan sevgilerle - 2

demokratik, lâik, guguk devleti

iç mihraktan sevgilerle

%100 geri dönüşümsüz malzemeden yapılmıştır.























efenim geçen gün iç mihrak'a rastladım blog blog dolanırken, sizleri de bundan mahrum bırakmak olmaz. tıklayın ayağınız alışsın.

Salı, Mayıs 26

gömdük ama çıkaramıyoruz

"...Neyse gidişteki ricamla bitireyim.
Lütfen bir dakika şunun üstüne düşünür müsünüz:
Hükümetler ile Silahlı Kuvvetler memlekete (şu veya bu nedenle) yüz binlerce mayın gömmüşler.
Şimdi çıkaramıyorlar!
Çünkü, 600 bin kişilik orduda teçhizat ve uzman personel yok.
Ama İsrail'de var; di mi!"
umur talu

bir başucu kitabı

memlekette artan tecavüz vakaları üzerine hüseyin üzmez büyük eserini piyasaya sürmeye hazırlanıyor.

hüseyin üzmez'in yeni kitabı yakında kitapçılarda
"psikolojik hasar vermeden tecavüzün püf noktaları"
adli tıbbın katkılarıyla ...

bir köle öldü kurtuldu, sıradakii

"Ne yasal hak ne devlet eli... 23 can alan olayda iskânsız işyeri ve kaçak atölye suçluları adaletten kaçırılırken, geride kalanlar parasızlık ve 'haksızlık'la boğuşuyor

Kayınpeder Adnan Saday, gelini Neşe, torunlardan Fulya... Bu fotoğraf, bir kişi eksik çekildi: Orhan. Adnan’ın oğlu, Neşe’nin eşi, Fulya ve Umutcan’ın babası, usta bir tornacı. Davutpaşa’daki Emek İş Merkezi’ndeki patlamada, 23 kişilik ‘ölü listesi’ne adı yazıldığında daha 26’sındaydı.
Orhan’ın yokluğunda, yani son 16 ayda ne mi oldu? Sigorta gün sayısı sadece bir gün eksik olduğundan emekli sayılamadı. Baba Adnan, başka gelirleri olmadığından gelini Neşe’nin kirasını ödeyemedi. Çaresizlikten kaçak kat çıktıysa da bitiremedi, üstelik belediyeye yakalandı. Şimdi belediye “Yıkın” diyor. Peki Orhan’la birlikte 23 kişinin öldüğü o iskânsız iş merkezi için de zamanında “Yıkın” denilseydi, bu çıkma kat atılır mıydı? "
yine radikalin haberinden alıntı.

hem öldür, hem hesap verme, hem de kalanları da umursama işte sosyal devlet, işte guguk devleti.
bu kaçak kat olayı da enteresan tabi garibanın tepesinde pat diye biten, yıkan, ezen geçen belediyeleri biz acarkentlerde, süzer plazalarda da görmek isteriz. kanunsuz iş yapıyorsan büyük oynaman lazım türkiyede o zaman sıkıntı olmuyor. avukatların olucak, siyasilerden tanıdıklar falan. o zaman zaten sen kanunun üstündesin, bir problem çıkarsa gerekirse hükümet ilçe sınırlarını değiştirir falan bir şekilde halledilir. ama sen gariban halinle kat çıkarsan belediye de orayı başına yıkar.
zaten iktidarın tüm kurumları da varolan köleliğini sürdürülebilir kılmak için değil mi, tabii senin tepene çökücek sana nefes aldırmayacak ki sen köleliğine devam et, ölene kadar.
yine iktidarın lütfuna muhtaç kal, ama hiç hakkın olmasın.

çaylar müessesemizin ikramı

aslında ben bundan sonraki 4 yazıyı sizin burda gördüğünüz sıranın tam tersinde yazdım ama zıkkımınkökü sırf okurken size kolaylık olsun, yukardan aşşağı okuyabilin diye hiç bir masraftan kaçınmadı. yazıldığı gibi okuyun buyrun.

Pazartesi, Mayıs 25

öldüyse öldü, sayıyla mı verdiler sanki köleleri

"23 kişi öldü, aradan 16 ay geçti, bir kişinin bile ifadesi alınamadı
Davutpaşa faciasını soruşturan savcı, altı kurumu kusurlu buldu. Ancak aradan 16 ay geçmesine karşın resmi koruma zırhı nedeniyle bir kişinin bile ifadesi alınamadı
Davutpaşa faciasının üzerinden 16 ay geçtiği halde tek bir şüphelinin dahi ifadesi alınamadı. Savcılık Büyükşehir Belediyesi’nin beş çalışanı için valilik tarafından verilen “Yargılanamaz” hükmünün bozulmasını; öte yandan, şüpheli ismi bildirmemekte direnen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bölge Müdürü için soruşturma izni verilmesini, aylar önce çağırdığı altı BEDAŞ çalışanının gelip ifadelerini vermesini bekliyor. Tek iyi gelişme ise Zeytinburnu Kaymakamlığı’nın, ilçe belediyesinde çalışan altı kişi için verdiği ‘Yargılanamaz’ kararının İdare Mahkemesi’nden dönmesi oldu.
Davutpaşa geçen yıl 31 Ocak’ta büyük bir patlamayla sarsıldı. Çiftehavuzlar’daki Emek İş Merkezi’nde 23 kişi öldü, 120’yi aşkın insan yaralandı. Patlama, Selçuk Başlar’a ait patlayıcı madde üretip depolayan atölyede meydana gelmişti. Emek İş Merkezi’nin iskânı, Başlar’ın da ruhsatı yoktu.
Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı faciadan sonra soruşturma başlattı. 30 Mart’ta tamamlanan bilirkişi raporuna göre suçlular şunlardı: Patlamada ölen işyeri sahibi Başlar, Zeytinburnu Belediyesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), İBB’ye bağlı İSKİ, Boğaziçi Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi (BEDAŞ) ile Çalışma Bakanlığı..."

radikalin tamamı şurda olan haberinden alıntı.

paniğe gerek yok, yine kölelerdenmiş ölen

" Cezaevine girdikten 11 saat sonra öldü
Sara hastası Elelçi (21), cezaevine girdikten 11 saat sonra yatağında ölü bulundu. Ailesi, Elelçi'nin ilaçlarını içemediği için yaşamını yitirdiğini öne sürerek savcılığa başvurdu "

haber yine fesat gazete radikalden, yani böyle sıradan bir kölenin ölümünü bile haber yapıyorlar arkadaş. merak etmeyin savcılıktan, soruşturmadan falan bir şey çıkmaz. zaman aşımına uğrar geçer gider, inanmayan aradan geçen 16 ayda 1 kişinin bile ifadesinin alınamadığı üstteki habere baksın. daha da olmadı aradan geçen bunca zamanda 2 tane piyondan başka kimseye ulaşılamayan, işini yapamayanların, cinayete göz yumanların ödüllendirildiği Hrant Dink davasına baksın.
tüm bu ölenlerin, ölmesine göz yumulanların, öldürülenlerin tek ortak noktası belki de ötekiler olmaları, bir şekilde ezilenler olmaları. 26 kişinin öldüğü davutpaşada ölen emekçiler, cezaevinde ilaçları verilmediği için ölen kürt, Hrant Dink ermeni. daha bir sürü sayabilirsin bir çırpıda.
koskoca devlet memuru ifade mi versin bir de kölelerden kayıp var diye, hangi yüzyılda yaşıyoruz ey gafil.
merak etme sana birşey olmaz, sitelerine çekil, aman dikkat et yeteri kadar yüksek duvarlarlarla çevirsinler konforunun başkentini. tellere elektrik de versek ne güzel olur, konforuna göz diken kölelerin içini bir sıcaklık kaplar hem.

bunlar mühim meseleler değil tabi, biz yarın akp mi chp mi ali mi veli mi diye tartışmaya devam ederiz. aman laiklik elden gitmesin mazallah başımıza neler gelir. ya da ergenekonda yeni bir dalga gelir belki, kaçta kaldık orda unuttum.
akp olsa nolur chp olsa ne olur, malzeme bu mutabakat ortada. biz tuzlada tersanesi olan veya tersanelere taşeron iş yapan bu köle düzeninden beslenen chplisini de akplisini de mhplisini de biliriz. ne oldu tuzlada belki kısa bir süreliğine ölümlere ara verildi, ama hangi köklü değişiklikle oldu bu ? bilinmez.
bu mutabakat sağlanan köle düzeninin partileri bu düzenin kendisiyle ters düşücek hiç birşeyi değiştiremezler, boşuna kendimizi içlerinden birini seçmek için yormayalım.

diyelim ki mahkeme karar verdi, eee sonra ne olmuş

hadi sen hiç utanmadan efendine karşı dava açtın, bu yargı da bir garip arkadaş nasıl seni haklı buldu. sen ki kölelerdensin bilmez misin, kazayla haklı da bulunmuş olsan, orda adına kanun denilen bir takım kağıtlarda yazan kuralları kendin için mi sandın. uyan ey gafil, onlar senin efendine lazım olursa kullanılır.

arkadaşımdan dinliyorum, bir konferansta olanları anlatıyor. yabancı bir uzman ama ne uzmanı olduğunu unutmuşum. neyse konuşmasının sonunda soruları alıyor, türk kalkıyor böyle böyle bir anlaşmazlık ortaya çıktı diyelim ne yapmamız gerekir diyor. adam soruya cevap veriyor. türk tekrar soruyor peki bu şekilde çözemezsek ne yapmamız gerekir. adam o zaman mahkemeye gitmeniz lazım, mahkeme bu konudaki nihai kararı vericektir diyor. türk soruyor peki mahkemenin kararı uygulanmazsa ne olucak. yabancı arkadaşımız tabii verecek bir cevap bulamıyor, onun geldiği ülkede böyle bir soru ortaya çıkması mümkün değil.

burası tabii öyle değil, nerdeyse 1 senedir Hatice Arslan DESA'nın önünde başladığı eylemine devam ediyor. Hatice Arslan desa'dan sendikalı olduğu için atıldı, yargıya gitti süreç ve en sonunda yargıtay desayı haksız buldu. ama kıdemsiz ve tazminatsız işten çıkarılan Emine Arslan bu mahkeme kararına rağmen desaya sokulmuyor. peki aylardır mahkeme kararının uygulanamamasının sonucu ne, hiç.

şurda aylar önce ece temelkuran'ın yazısından alıntılamıştım, buyrun burdan. ya da az aşağıda bulabilirsiniz.

ulan ağanın pokunun üstüne pok olur mu laa

Şener Şen : Bu nedir lan, neye yarar ki ?
Kemal Sunal : abdesthane haşa huzurdan ağam.
ŞŞ : kim sıçacak içine ?
KS: parayı bastıran herkese serbest. yalnız ağamıza beleş. buyur sana beleş ağam.
ŞŞ : beleş emi, ula hiç aklınızda yok sizin muhannetler. yani şimdi ben girip sıçacam. sonra sen girip benim pokumun üstüne sıçarsan öyle mi. lan benimle eğleniir misin.
ulaa ağa pokunun üstüne pok olur mu laa. hangi ağalık kitabında yaziyir bu.

linki de burda izlemek isterseniz.

Cumartesi, Mayıs 23

ooy va vooy

efenim bakıyorum en son postumuz oi va voi üzerineymiş =) bu da öyle olacak. dün akşam gittik babylonda yerimizi aldık, izledik, dinledik oi va voi'u. muhteşemdi, yeni albümlerinden parçaları ben ilk kez orda dinledim, eskilerden de çaldılar tabii. netekim 2 kere refugee dinledik.
eskisi ayrı güzel, yenisi ayrı =)
ben kemandaki ablamızın (anna phoebe olur kendisi) performansına hayran kaldım, püsküllü keman yayı ve hareketliliğiyle coşturdu gençleri :P. biz üst taraftaydık bi ara kendisi hoparlörün üstüne çıkmak suretiyle püsküllerini savurdu bize doğru.

yeni aldüm "travelling the face of the globe" daki parçalardan 3 denesini myspace'den dinleyebiliyorsunuz.

alakasız not ** photograph şarkısındaki dick rivers'ın sesi bana silent sill soundtrackinde cradel of forest'ı söyleyen joe romersa'yı hatırlattı sanki. öyle gibi de değil gibi de.