Pazartesi, Haziran 15

tuzla cinayetleri devam ediyor

tuzlayla ilgili bu son cinayetten sonra yine yazmak istiyorum ne zamandır ama umur talunun yazısını okuduktan sonra vazgeçiyorum hemen, olanı biteni bu kadar net anlatabilmem mümkün değil. onun için yine umur taludan alıntılamayı tercih ediyorum buyrun :

"Aslolan ruhun köleleşmesidir; beden nasıl olsa teslim olur!

Size birbirinden "çok farklı" iki olaydan bahsedeceğim:
1. Tuzla tersanelerinde sipariş ve üretim aşırı iken, çok sayıda işçi de aşırı çalıştırılıyor...
Bir kısmı ölüyordu.
2. Kriz başladı. Siparişler eskisi gibi artmadı. Çok sayıda işçi çıkarıldı. Bu kez az sayıda işçi de daha aşırı çalıştırıldı. Bir kısmı ölmeye devam ediyor.


Aradaki "ciddi nicelik farkı", yani işçi sayısı...
Nihayetinde sistem tarafından aynı ölüm kapısına çıkarılıyor.
Çok sayıda işçinin aşırı iş yüküyle, güvensiz koşullarda, maliyeti düşürmek için hayatları ucuzlatarak çalıştırılması...
Ve...
Az sayıda işçinin aşırı iş yüküyle, güvensiz koşullarda, maliyeti düşürmek için hayatları ucuzlatarak çalıştırılması.

Sonra, "köle yok" demeyin sakın!
Köle; iki türlü var olur:
1. Güçlülerin; güçsüzlerin bedenini, emeğini zincirlemesiyle;
2. Güçsüzlerin; başta açlık, sonra işsizlik, elbet çeşitli baskılar sonunda ruhlarını da bu zincirlere zincirlemesiyle.
Sistem budur!

Son "kaza"nın mahiyetine bakınız:
Vakit: Akşam.
İş: Kuru yük gemisi boyanması.
Ortam: Boya yapılırken gemiye zarar gelmesin diye havalandırma deliklerinin kapatılması.
Olacağı şu: Ambarda gaz sıkışması. Elektrik kontağı.
Olan: Patlama, bir ölü, iki ağır yaralı.
Ölen: Tersanenin taşeron firmasında henüz 6 gündür çalıştırılan 29 yaşındaki Hüseyin İbir.

Önceki Çalışma Bakanı'nın, 2007'de, ölümler artmaya henüz başlarken, bu sütundaki ısrarlı yazılara cevaben Tuzla yolundan arayarak, "içten" olduğuna inandığım biçimde söylediklerini hatırlıyorum.
Çözecektiler.
Gittiler ve patronlar karşısında eridiler.
Üstüne ölü sayısı 121'i buldu.
Şimdi yeni bir bakan var. İlk ölüsü oldu.
Dikkat etmedim; "Köyden gelen işçiler ayakta durmasını bilmedikleri için düşüp ölüyor" diye, işçiyi de, köylüyü de, ölüyü de aşağılayabilen işçisağlığıişgüvenliğimüdürükasımbey yerinde duruyor mu hâlâ?
Binlerce işçiden tek milletvekilinin haliyle bulunmadığı, ama tersane sahiplerinin iki milletvekili çıkarabildiği örnek bir "temsili demokrasi"! Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış kitle!

Hayat böyle:
Köylüler, işçiler düşüyor...
Güçlü olan ayakta kalıyor.
"Evrim teorisi"
ne manen inanmayanlar, maddi bakımdan, bilfiil "evrim teorisi militanları" halinde, iktidar olabiliyor, bakan olabiliyor, müdür olabiliyor, patron olabiliyor, taşeron olabiliyor ve güçsüzlerin düşmesini, elenmesini, hep güçlülerin ayakta kalmasını "tabii" bulabiliyor.
O yüzden...
Tersane, hep dershane.
Bize bizi, bize sizi, bize hepimizi, halimizi, haddimizi, sistemimizi bir düşüşte, bir patlamada, bir filikada, tabut tabut anlatıyor.
"Havalandırma kapalıdır"; o kadar!
Sadece tersanelerde insanlıkları kıstırılmış işçileri değil; tarlalardan plazalara, kışlalardan medyaya, fabrikalardan bankalara kadar, emekleri satın alınırken kaba veya zarif zincirlenen herkesi anlatıyor. "Çıkış yok"; o kadar!

Özetle;
Ambara tıkarlar...
"Hepimiz aynı gemideyiz" ya...
Gemiye bir şey olmasın diye...
Camı kapatırlar!
Bakın, iyi bakın...
Sırf tersane değil...
Bütün sistem budur:
Size durmadan hepimizin aynı gemide olduğu anlatılır...
Oysa siz...
Camı kapalı ambarlardasınızdır.
İşin püf noktası şudur ki:
Gaz sıkışıp patlama olana kadar, bunun farkında bile olmazsınız. Dert etmezsiniz. Birbirinize sokulmak ne kelime, size en çok benzeyeni bir güzel benzetmek istersiniz!
"Organize işler" böyle yürür.
Aslolan, ruhun köleleşmesidir; beden nasıl olsa teslim olur!
Aslolan, daha yaşarken ruhun bir tabuta girmesidir; beden nasıl olsa...

"

Hiç yorum yok: