Pazartesi, Temmuz 20

güler zere

...
Başında bekleyen polis, kaçmasın diye. Güler, müebbetlik.

Müebbetlikken idama mahkûm edildi. Hepimizin gözleri önünde. Meydanlarda çekirdek çitleyerek seyredilen eski idamlar gibi.
Geçen hafta yazmıştım Güler Zere’nin durumunu. Ama bu arada, koğuşta, başında uzağa bakan bir polisle, can çekişerek ölümüne karar verildi .
Karar vereni çok iyi tanıyoruz. Kendisini takip ediyoruz nicedir. Hatırlayalım:
1995 yılında YDH İstanbul İl Binası’na polis baskını yapılır. Gözaltındaki sanıklar, mahkemeye çıkmadan önce 18 Temmuz günü adli raporları alınması için Beyoğlu Adli Tıp Şube Müdürlüğü’ne getirilir. Adli Tıp uzmanı Nur Birgen, yedi sanık hakkında düzenlediği kati raporda, “vücutlarında halen darp cebir izi bulunmadığını” bildirir. Oysa sanıklar gözaltına alındıkları 13 Temmuz günü çeşitli uzmanlarca muayene edilip vücutlarında yaygın darp ve cebir izleri saptanmış, rapor edilmiştir. 19 Temmuz’da da sanıklar bu kez İstanbul DGM Adli Tıp Şube Müdürlüğü’nden bir başka uzman tarafından muayene edilir. Sonuç, ilk aldıkları raporun aynıdır: Yaygın darp cebir izleri. Sanık avukatları Nur Birgen’i İstanbul Tabip Odası’na şikayet eder. İddia, “işkenceyi gizlemek amacıyla gerçeğe aykırı rapor düzenlemek” tir. Tabip Odası Onur Kurulu, soruşturma sonucu Dr. Nur Bilgen’in ‘şahısların muayenesi ve rapor yazımında kusurlu olduğu ve travmatik lezyonlara sebebiyet verenleri koruduğu’ sonucuna vararak altı ay meslekten men cezasına oybirliğiyle karar verir. Bilgen’in kurula ve çeşitli mahkemelere yaptığı itirazlar reddedilir. Men kararı kesinleşir. Adalet Bakanlığı kararın uygulanmasına direnir ve gerçeğe aykırı rapor hazırladığı kanıtlanmış olan Dr Nur Bilgen, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu Başkanlığı’na terfi ettirilerek ödüllendirilir. Hükümetler değişse de işkenceci sırtı sıvazlayan doktorun görevi bir türlü değiştirilemez.
Birgen’in şanlı yükselişi bununla da kalmaz. Birkaç yıl önce Adalet Bakanlığımız, hakim ve savcılara yönelik İstanbul Protokolü eğitimi verilmesi için hazırlanan projeyi gerekçesiz olarak iptal etmişti. Lâkin, olmazsa olmaz, Avrupa Birliği dayattı, iptal geçersiz kılındı. İstanbul Protokolü, işkence ve kötü muamelenin soruşturması ve dokümantasyonu amacıyla oluşturulmuş ilk uluslar arası tüzük veya kılavuzdur. Birleşmiş Milletler belgesi olarak kabul edilen ‘İstanbul Protokolü’nün ilk baskısı 2001’in Ocak ayında gerçekleştirildi. Adalet Bakanlığı, hâkim ve savcılara işkence konusunda eğitim verilmesini istemiyor. Neden, bilinmez. Ve bu noktada şanlı Türk direnişinin muhteşem örneklerinden birine tanık olmuştuk: Madem bu eğitim projesinden vazgeçilmeyecek, öyleyse koordinatör olarak uygun biri atanıverdi: Nur Birgen. İşkencecilerin, ölüme tapanların kahraman meleği. İşkencecilerle
işbirliği sabit görüldüğü için meslekten men edilmiş olan Dr. Nur Birgen, savcı ve hâkimlere verilecek olan işkence konusundaki eğitimin başına getiriliyor. Burada mizahi bir yaklaşım varsa, bu toplumun gülecek hali kalmamıştır. Birgen’in koordinatör olarak atanması üzerine Türk Tabipler Birliği, Adli Tıp Uzmanları Derneği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı, çalışmadan çekildi. Yaptıkları açıklamada Nur Birgen’in, Uluslar arası Af Örgütü, Human Rights Watch ve Birleşmiş Milletler raporlarında işkence karşısında kötü hekim tutumlarına örnek olarak gösterildiğini belirttiler. Dünyanın gözünde ibretlik olmuş bir hekim bir kez daha, burada, aramızdan birileri tarafından baştacı edildi.
Evet, Güler Zere için İstanbul Adli Tıp Kurumu, ‘infaza devam’ raporu verdi. Nur Birgen’in imzasıyla. Avukat Engin Cinmen diyor ki: “Böylesi bir insanın cezaevi koşullarında bulunmasını uygun görmüyorum.
Bunun uygun görülecek bir tarafı da yok. Kanuna bakıldığında cezaevinde kalır ise, cezaevi açısından yaşamını tehlikeye sokacak bir durum var ise, hüküm tatil edilir, iyileştikten sonra yeniden devam etmek üzere diye... Kanun böyle der. Böylesi bir durumdaki bir insanın halen cezaevinde kalmasını vicdanen kabul etmek mümkün değil. Adli Tıp gibi kurumların raporlarının daha dikkatli ve kendilerine olan güvenilirliği sarsmayacak şekilde kaleme almaları gerekir. ‘Sağlık’, ‘ceza’nın önünde olan bir kavram. Kanun bunu böyle koymuş. Sonunda iş Cumhurbaşkanı’na kalmış. Bence Cumhurbaşkanı’nın buna el koyması gerekir.”
...
yıldırım türker, radikal

Hiç yorum yok: