Cumartesi, Ağustos 29

birkaç film

henüz bazıları yandaki listeye girememiş olsa da son zamanlarda (uzun bi zaman bahsi geçen) izlediğim filmlerden üçünü yok yok dördünü size önermeden geçmek istemedim.
bunlardan biri franklyn. gerald mcmorrow'un ilk filmi imiş. hikayesinde ve anlatımındaki farklılıklar benim ilgimi çekti. yani 90dk sonra ne bu yaa, demezsiniz tahminim =) yandaki foto jonathan priest'in meanwhile şehrini ziyaretinde çektirdiği bir hatıra fotoğrafı. arkadaki uzun şapkalılar da bi nevi vatikan muhafızı tadındalar, giyim kuşamda yakaladıkları tarz muhteşem. kimle karşılaştırdığımızı bilelim diye size seneler evvelinde kendi ellerim ilen çektiğim şapşal vatikan muhafızları fotoğrafını da ekliyorum. hizmette niçün sınır olsun ey okuyucu.

papacilar
efenim ikinci film ise (bombaları sona saklıyorum) oldboy. kore yapımı bi film olması hasebiyle psikopatlık diz boyu. tamam bi psikopatlık var ama hikayesi falan insanı sarsıyor. müzikleri de çok başarılı.
çok afedersin bi sahnede adam restorana gelip oturuyor bana canlı bişi getir diyor garson kıza. ben burda bir mizah aradım =) gel gör ki bi süre sonra ne gelse begenirsin, hakkaten daha hareket halindeki bir deniz canlısı. adam da bunu aldı ağzına sığdırmaya çalışıyor. ufak bişi de diil, hayvan çırpınıyor bu yemeye çalışıyor falan. ohhoo daha bu ne ki =)

sonraki film "la fille sur le pont", bi arkadaşımın önerisi ile izledim filmi. iyiki de izlemişim. adından da anlaşılıcağı gibi, aa fransızcanız yok mu. benim de yok ama fransızcasını yazınca sanki "köprüdeki kız" dan daha etkileyici duruyor. kırmızı fular ve kadife ceketle izlemeniz şart değil :P
fransız falan deyince tamamen alakasız olarak aklıma "kırmızı balonun hikayesi" geldi. bilmem kaç senesinde başka bir arkadaşımla festivalde gitmiş idik. aslında rastgele oldu biraz. neyse gittik işte salon tıklım tıklım insanlar merdivenlerde oturuyorlar. film başladı, hakkaten de kırmızı balonun hikayesi, bir 5 dk o bahsi geçen kırmızı balonu an be an izledik.
daha baştan yönetmen sanatını enjekte etmek istemiş biz fanilere. sonra tabii film uzadı gitti, sürekli balonu göstericek değil ama enteresan bişi de olduğu yok. bir ara öndeki bir amca elinden çantayı düşürdü, sonra şöle bi irkildi, toparlandı. uyuyordu sanırım. biz en azından uyumadık çünkü neden, sanata saygımızdan =) o zırt pırt ortaya çıkan kırmızı balonu sonuna kadar izledik.
neyse kırmızı balonu boşverin siz. köprüdeki kız, adele'in tam intihar edicekken yanına yaklaşan adamla girdiği komik bir diyalogla başlıyor. bir başka köprüde, galata'da yine bir intihar denemesi ile bitiyor. hikaye çok güzel, işlenişi çok güzel. korkmayın izleyin.

ve geldik, ben film için bi an boş bulunup çok iyi dedim diye iki farklı insandan "ne çok mu iyi. ayıptır ya muhteşem bişi bu" tepkisi ile karşılaştığım filme. filmin adı "the fall". film 2006 yapımı ama vizyona girmemiş türkiyede. 2008'de istanbul film festivalinde gösterilmiş, diğer gösterimlerine baktığınız zaman da birkaç festivalde daha gösterilmiş ama nedendir bilinmez yaygın bi gösterimi olmamış.
film baştan sona bir görsel şölen, bu muhteşem sahneleri filmin tahmin edilenden çok daha uzun sürede çekilmesine sebep olmuş demişti aynı zamanda filmi de bana öneren arkadaşım. (o şimdi asker =) )
filmin olayı sadece görsellik de sanmayın, aynı zamanda ilginç bir hikayeyle de eşlik ediyor bu şölene. hadi diğer üçü neyse de bunu izlemezseniz darılırım.

Hiç yorum yok: