Cuma, Eylül 4

kedi

Kendime insan zehirlenmesi teşhisi koyduktan sonra tedavi amaçlı olarak da görece sakin biyere gitmem şart olmuştu. (insan zehirlenmesi yamulmuyorsam perihan mağden'in kullandığı bir deyimdi, google'a sordum anında buluverdi)
gittim de netekim, burda uyandığınızda duyduğunuz ilk sesler kuş sesleri, sonrasında da siz bahçede oturup bişiler okurken aynı sesler size eşlik ediyor. bi sürü kedi var etrafta, kedisiz öğünüm geçmedi =) hemen yanınıza yaklaşıp dizinize tırmanıp "ne var müdür yemekte" diye soruyorlar. içinde et geçen yemeklerde yanınızda kalmakta ısrarcılar, ama makarna falan varsa "makarna mı yiyosun hocam ya" deyip gidiyorlar.
dün akşam yemeğinin bi kısmını kedilere bağışladım, o akşam birkaç kere farklı masalardan tekrarlanan bağışlama ritüeli gayet güzeldi =)
garsona dedim ki "yemek güzeldi ama ben kalanını kedilere bağışlayayım", garson "abi yan masadan gönderdiler mi diyeyim" dedi, güldük. sonra tabağı ve bıçağı aldı, yandaki çimenliğe doğru yürürken, tabağa bıçakla vurmak suretiyle çıkardığı sesle tüm kedileri peşine taktı. sonra da içindekileri kedilere ikram edip, tabakla geri döndü. "abi teşekkür ettiler, meyve gönderdiler sana da" dedi dönerken =)
sonra ben kahvemi içerken bir kedi daha geldi, dizime ayaklarını koyup şöle bi masaya göz attı. "bitmiş hocam bu masa, kaveye geçmişler" diye söylenerek gitti.
bu arada bazı müşterilerin kedilerin yakın ilgisinden korktuğunu, "aaaayyy" şeklinde bir kadın sesinin yükselmesi ile farketmiş oldum. bahsi geçen kedi olay mahalini hızla terkederken görüldü. yeterli uzaklığa ulaştıktan sonra da "ne oldu arkadaşım ne bağrıyosun, merak ettim ne var diye, yedik sanki" dedi sinirli sinirli, ve başka bi masada şansını denemek için ilerledi.

Hiç yorum yok: