Pazar, Ocak 31

çitlerle çevrili kütüphane

bu askerlikte gazino diye biryer var. 1 adet televizyon ve bol miktarda sandalye ile her yer gazino olabilir. (evde denemeyin, ben almam sorumluluğunu)
yeni geldiğimiz bölüklerden birinin gazinosunda köşede içinde az miktarda kitap ve bir satranç takımı olan bir alan var. buraya kadar enteresan bişi yok, ama bu alan çitlerle çevrili. çevrilme amacını çözemedim ama heralde orda bişiler okuyan veya satranç oynayan gençler ordan ayrılıp da televizyon izleyenleri rahatsız etmesin diye çevrilmiş.

kanal değiştirme algoritması

uzun araştırmalar sonucunda üzerinde çok gizli ibaresi bulunan bir eğitim dökümanının "gençlerin tv'yi nasıl kullanması gerektiği" ile ilgili kısmında bulunan "askerin kanal değiştirme algoritması"nı ele geçirdim. (nalet olsun içimdeki araştırma sevgisine!)
işte algoritma :
1- sürekli ileriye basılı tut
2- kanal adı bilinen bir haber kanalı ise hiç durma ilerlemeye devam et
3- kanal adı bilinmiyorsa birkaç saniye bekle
    3.1- bü süre içersinde eğer ekranda görünen kadınların vücutlarının açık olan kısmı kabul edilebilir düzeyde ise dur.
    3.2- değilse ilerlemeye devam et.
4- tüm bu çabalara rağmen hala kadın vücudu bulunamadı ise kral tv'yi aç
5- birkaç şarkı bekle ve ilk adıma geri dön.

(emekli kurmay çavuş arda'nın katkıları ile)

revirdeyken

bir gün bizi kışlada tıbbın ulaştığı son nokta olan ve kapışında "30 yataklı iaşeli revir" yazan binaya götürdüler. biz aşı olmayı bekliyorduk, üstümüzü çıkarttırdılar yaklaşık 70 kişi bir koridorda bekliyoruz akibetimizi. sonra elinde steteskopu ile revirin tek hakimi göründü, adamın steteskopu birinin göğsüne değdirmesi ile çekmesi gözün yakalayabildiğinden daha hızlı gerçekleşiyor. sonradan öğrendik ki bu işlemin adı katılış muayenesi imiş.

aşıları daha sonra olduk 2 parça halinde ve törenden birkaç gün önce. bir kapıdan içeri giriyorsun 2 taraftan sağlı sollu aşılıyorlar diğer kapıdan çıkıyorsun. biraz uzaktan bakınca bildiğin üretim bandı görüntüsü.

bir diğer revir ziyaretimde faranjit olmuştum. kapıda beklerken yüksek rütbeli yaşlı bir subay geldi. "çocuklar" dedi "neden hasta oluyorsunuz, ben sizinle konuşmadım mı, kendinize iyi bakın demedim mi" dedi.
tabi insan düşünüyor geceleri 70 kişinin kaldığı koğuştaki hava 1 saat bile dayanmazken (kişi başına düşen hava miktarı x metreküptür diye tabela var duvarlarda), kantinlerde su bulunamıyorken, ve daha saymakla bitmicek garipliklere rağmen nası olucak bu işler diye.

dışarda mevsim bahar mı ?

acemilikte arkadaşlarla yürürken birden başlardık "geçmiyor günler" i söylemeye. şiirin sabahattin ali'ye ait olduğunu, sinop cezaevindeyken yazdığını öğrendiğimden beri daha da sevdiğim dizeler söyleniyor hep bir ağızdan.
"...
dışarda mevsim baharmış
gezip dolaşanlar varmış
günler su gibi akarmış
geçmiyor günler geçmiyor
..."

Cumartesi, Ocak 23

hanım koş bizim çocuk yürüyemiyor

acemilikte yaptığımız en önemli iş yemin törenine hazırlanmaktı. tsk için bu tören çok önemli bişi olsa gerek, nerdeyse 3 hafta boyunca sadece buna hazırlandık. ne bir spor ne bir koşu hiçbişi yok varsa yoksa rap rap yürüme, bol bol bekleme ve prova falan.
tüm bu bir ay boyunca 2 kere koştuk ikisinde de amaç yağmurdan kaçmaktı.
tören hazırlıkları sırasında yaptığımız herhangi bişi begenilmediğinde misal tören provasında yürürken kolunu yeteri kadar yukarı kaldırmadın mı "aileleriniz gelicek bunu izlicek, ailelerinizin karşısına bu şekilde mi çıkıcaksınız" benzeri argümanları duyduk bol bol.
burdaki genel inanış ben kolumu tam omuz hizasına kaldırmazsam ailemin bunu görüp "vah,vah hanım/bey bizim çocuğa bak bir tören yürüyüşünü beceremedi" diyeceği. bu argümanı istisnasız üsteğmeninden çavuşuna kadar herkesten duyduk.
tabi gözardı ettikleri ufak bir detay burda kısa dönem askerlik yapanların yaklaşık 23-33 yaş aralığında dağılmış iş, güç sahibi, bi kısmı evli barklı, çoluk çocuğa karışmış adamlar olduğu.

alice harikalar diyarından bildiriyor

"askerlik mal gibi bekleme sanatının öğrenilmesi ve öğretilmesi mükellefiyetidir."

efenim bu cümlelerin orjinalinde "mal gibi beklemek" yerine "harp sanatı" deniliyor. bu cümlenin kurulduğu yer ise gün içinde maruz kaldığımız psikolojik saldırı yeterli görülmediği takdirde akşamları düzenlenen ve adına "komutanlık saati" denilen fantastik oluşum.
bu süre zarfında bir adet komutan gelerek elindeki metni bizlere tebliğ ediyor. metinde "askerlik nedir", "yıkıcı, bölücü faaliyetler nelerdir, nerde bulunur, yenmesinde sakınca var mıdır" gibi sorulara cevaplar veriliyor.
ayrıca hangi tür düşünceler zararlı, hangileri faydalı sağolsun bunları daha önce tasnif eden tsk bize de bildiriyor ki boşuna tekrar bi de biz düşünüp nöronları yormayalım. bugün takdir edersiniz ki bir norön suyla çalışmıyor, milli servet boşuna akmasın.
bu derslerde öğrendiğim bazı faideli bilgiler şunlar :
- türkiyede herhangi bir sınıf (işçi, burjuva, ...) yoktur.
- 80 de şimdiki marmaris ressamı ülkeyi sihirli değneği ile bir günde çatışmaların içinden refaha taşımıştır.
- bu taşıma işlemine darbe değil harekat denmektedir.

askerlik 101

bi süredir askerlik sebebiyle buralara bişi yazamadım, ama ufak bir defter edinip not almayı ihmal etmedim.
ayrı ayrı yazılarla notlarımdan bahsetmeden evvel askerlikle ilgili ana teorimi belirtmeyi gerekli gördüm =)
o da ünlü bir düşünürün de askerde iken belirttiği gibi "askerliğin en iyisinin a.k." ( metnin burdan sonraki kısmında bu ifadeden ana teori olarak bahsedilicektir)

ana teoriyi detaylandırmak gerekirse :
askerliğin temel bi rezilliği var (standart rezillik). bu temel rezilliğin bünyede hissedildiği şiddetse komtanlara, bulunulan bölgede terör tehdidi olup olmamasına, hava koşullarına ve maruz kalınan süreye göre yurt sathında değişiklik arz ediyor.
böyle bakıldığında ben göreceli olarak iyi bi yerde askerlik yapıyorum. (bkz. ana teori)

burda anlatılıcaklar da bu temel garipliklerle ilgili. yoksa "vay ben ne bahtsızmışım, vah, vah !" değil ey okuyucu.