Cuma, Mart 11

büyük insanlık




'Sana tüm şiirlerimi banda kaydedeceğim. 
Yaşamımın tüm sesi seninle kalsın. 
... 
Sonra Türkiye'ye de ver bu sesi. Bizim barışmamız ölümümden sonra olacak. 
Ülkeme dönmek için ölmek zorundayım.'' 


Nazım'dan Vera'ya... 


Bedri Rahmi Eyüboğlu' nun ''Bu kaydı çok iyi saklayın, aman ha!'' diye vasiyet ettiği kayıttaki ses Nazım Hikmet'e ait. 1960'ların teknolojisi bir makara bantta tam 50 yıl bekledikten sonra Nazım ülkesine sesiyle de olsa dönüyor... 
Bedri Rahmi ve Nazım Hikmet 1961 yılında Paris'te bir araya geliyorlar. 
Bedri Rahmi ''Patırtı yapmayın'' diyerek başlıyor ''Yeşilden mordan pembeden'' şiirine, sonra Nazım'a bırakıyor mikrofonu.Nazım55 şiirini soluksuz okuyor. 56.sına geldiğinde kısa bir ara vermek istiyor ve sonra '' Bir Garip Yolculuk''la devam ediyor.(Biz bu şiiri Saman Sarısı olarak biliyoruz.) Şiirler arasında ikisi varki ilk kez bu kayıtla ortaya çıkıyor. 
'Büyük İnsanlık' Kendi Sesinden Şiirler adını alan bu çalışma Yapı Kredi Yayınları ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'nın birlikte hazırladıkları ses ile şiirin buluşmasıdır. İki şairin 50 yıl sonra gerçekleşen mürüvvetleridir. 
(arka kapaktan)

Perşembe, Mart 10

dünyaya karşı 3000 yıl

Bir süredir Çin tarihi ile ilgili okumak istiyordum. Geçen gün karşıma ntv yayınlarından çıkan julia lovell'ın "Çin seddi - dünyaya karşı 3000 yıl" kitabı çıktı. Bu vesileyle alıp okumaya başladım Çin tarihini.  


Portekizlilerin güney amerikaya ulaşıp kıtayı sömürmeye başladığı, insanları katlettiği yıllarda bir başka portekizli grup da çin'e ulaşıyor. Sonrasında olaylar söyle gelişiyor : 


"...
Deniz keşifleri çağında önemli sayıda kişiyle doğu asya'ya ulaşan ilk avrupalılar olan portekizliler, kendini gayet iyi savunabilecek durumda olan rejimin büyük direnişiyle karsılaşmasalardı, Çin'i dize getirmek için aynı zorba yaklaşımı sergileyebilirlerdi. 16. yüzyılın başlarinda portekizliler, bir kale inşa ederek, Çinli çocuklar satın alarak ve istedikleri gibi ticaret yaparak Kanton'dan anakaraya diplomatik olmayan yollardan yerleşmeye kalkışınca Ming hükümeti bir savaş filosunu harekete geçirdi, birkaç portekiz yelkenlisini batırdı ve aldıkları tüm esirleri idam etti." 

Salı, Mart 8

8 mart


"...
Kadına uygulanan şiddete karşı örgütlenmeye çalışan dilin kendisi de kadına yönelik şiddet içermektedir.
Bütün şehri kirli bir sırıtışla kaplamış afişleri görmüşsünüzdür.
‘Kadına şiddet uygulayan erkek değildir’.
Kadınları tacizden, tecavüzden, katledilmekten korumaya yönelik dile bakar mısınız?
Aklıevvel bir reklam yazarının ‘erkekleri tam da buradan vurup etkileyebiliriz’ cinliğiyle bulduğu bu slogan, besbelli kadına yönelik şiddete karşı kurulmuş organizyonu ve afişlerin altında imzası olan Hürriyet gazetesini çok etkilemiş. Şehirde adım başı karşınıza çıkıyor.
‘Kadına şiddet uygulayan erkek değil’ sloganında erkek olana yakışmaz vurgusu var elbet. Pekiyi, kime yakışır? Karıya mı?
Yoksa ‘kadına şiddet uygulayanlar ancak ibne olabilir’ mi, erkeklere bıyıkaltından fısıldadığınız?
Dayakçı kadın katili erkekleri caydırmak için bulabildiğiniz çağrı bu mu?
Kadınları erkek şiddetinden korumak için yola çıkarken erkek imgesini cilalamak, işte tam da bu toplumun, anadilimizin vahşi yönelimidir.
Bu toplumda, muhatap alınan, kendisine hitap edilen erkektir.
Bu slogan da birçoklarınca, erkek adamla karı gibi güvenilmez adam arasındaki ayrıma dikkati çeken bir anlam taşıyacaktır. 
..."
yıldırım türker, radikal

Pazartesi, Mart 7

ibo

"ibrahim kaypakkaya'nın ibrahim kaypakkaya olarak ortaya çıktığı, yani aydınlık hareketinin herhangi bir militanı olmaktan çıkıp 'hayır, ben bunu böyle düşünmüyorum' dediği ortamda, dünyayı belirleyen bir maoist düşünce vardı ve bu, marksizmin o zaman aldığı çeşitli biçimler arasında en radikali kabul ediliyordu. Öyle kabul edildiğinin kanıtı olarak türkiyedeki sıkıyönetim komutanlarının bildirilerini örnek verebilirim, belgelemek üzere. 'marksist-leninist ve hatta maoist' diye bir deyim vardı. Demek ki marksist-leninist kötü falan da, bir yere kadar idare ediyor, ama 'hatta maoist' olunca, iş çığrından çıkıyor."

murat belge, kaypakkaya sempozyumunda anlatmış. Ben de bu sempozyumdaki anlatıları derleyen kitapta rastladım.
Hayatı teorik ve politik eseri ibrahim kaypakkaya

Pazar, Mart 6

!fistanbul

Bu sene !fistanbul'da gittiğimiz iki filmi kolay kolay unutmam. Bunlardan biri Karadeniz'de yapılmak istenen hes'lere karşı direnen insanların hikayesini anlatan "Bir avuç cesur insan". bir şekilde izleyin bence, halk şöyle bilinçsiz, böyle geri şeklinde önyargılarınız varsa iyi gelir.


Diğeri ise "carancho - akbaba" adlı Arjantin yapımı film. Hikayesi ve anlatımı çok sarsıcı, finali de öyle. Filmde "gözlerindeki esrar" dan hatırlayabileceginiz, ricardo darin'de oynuyor. Onun fragmanı da burda.