Pazar, Nisan 24

festivalden - 2


nikita mikhalkov'un "güneş yanığı 2" filmi, ikinci dünya savaşında almanların sovyetlere saldırdığı dönemde geçen birkaç hikaye üzerinden ilerliyor. savaş sürerken stalin'in kotov'u bulmak ve yarım kalan işini bitirerek kotov'u infaz etmek üzere görevlendirdiği arsenyev'in, savaş sırasında bulunduğu kamp almanlar tarafından bombalandığı sırada son anda kaçmayı başaran kotov'un ve babasının akıbetini merak eden nadya kotov'un hikayelerini izliyoruz.
stalin'in arsenyev ile olan diyalogu salonda bile stalin'in sebep olduğu gerilimini hissettirecek kadar iyi.
mikhalkov filmi yönetmenin yanısıra aynı zamanda albay kotov'u da oynuyor. film biraz uzun 150 dakika sürüyor ama sıkmadan izlettiriyor kendini.

"kanunsuzlar" cezayir'in bağımsızlık mücadelesini 3 kardeşin hikayesi üzerinden anlatıyor. Abdelkader fln'e katılıyor, bir süre fransada hapiste kalıyor. Mesut fransız ordusunda hindiçininde savaştıktan sonra abdelkader'in tarafında yeralmayı seçiyor. En büyük kardeş sayit ise kendisine para kazandıracak karanlık işlere dalıyor.
cezayirden çok abdelkader'in fransada tutsaklığının ardından fransanın gettolarında geçen film, bağımsızlık mücadelesini tüm sertliği ile anlatıyor.

Perşembe, Nisan 21

festivalden

Miral gerçek bir hikayeden yola çıkıyor. Bugün de filistin'de hala ayakta olan bir eğitim kurumu üzerinden bize 1940'larda İsrail'in kurulması ile başlayan hikayesini anlatıyor. Filmin yönetmeni Julian Schnabel, başrollerde hiam abbas, alexander sıddıg gibi aktörler ve slumdog milyoner'den freida pinto var. Festivalde en etkilendiğim filmlerden biriydi.

Diğer bir tanesi de Kray - Hudut, hikaye ikinci dünya savaşı sonlarında sovyetlerin kuzeyinde geçiyor. Buraya sürülmüş bir grup insanın, ormanda ikinci dünya savaşı süresince mahsur kalmış alman kadın ile karşılaşmalarını ve burdaki hayatı anlatıyor. film gayet matrak bi anlatım benimsemiş, benim önemsediğim karakterlerden bir tanesi ara ara tren raylarına çıkan ayıydı, en sonunda bir tren çarpınca, hayvancağız öldü. sonrasında bunu yemek istediler, pişirme falan derken, bir arkadaş geldi ve üzülerek dedi ki "ayı'nın içinizden birini yemediğine çok üzüldüm."