Salı, Mayıs 1

mesele esir düşmekte değil...

Soner Yalçın Samizdat'ta, odatv gözaltılarında yaşadıklarından başlayarak, belgelerle ergenekon davasının ve delil yaratma süreçlerinin detaylı bir analizini yapıyor.

"...
İşin garip yanı olay yeri inceleme ekibi gecekonduya sokulmadı. Parmak izi incelemeleri için bulunan malzemeyi istediler, verilmedi. Onlar da bu bilgileri kendi düzenledikleri tutanağa yazdılar. Yazdıkları tutanağın delil tespit sayfalarını boş bıraktılar. Bir şey daha yaptılar; karakolda bulunan bombaları videoya kaydettiler. Ancak ses kaydı yaptıklarından oradaki hiç kimsenin haberi yoktu. Ve bakın haberi olmayan polisler aralarında neler konuştu...
- "Mahkemede deyin olay yerinde tutulan tutanak."
- "Adam diyecek ki, sana çatıya bilgisayar mı çıkardın olay yerinde."
- "Ama şöyle de düşünülür yani, olay yerinde not almış sonra karakolda tutanak tutmuş gibi de anlaşılabilir."
- "Abi ilerde mahkûm oluruz çağırın insanları buraya."
- "Hı bi şey olmaz diyorsun... Olur mu?"
- "Bilgisayarda yaz yaa bi şey olmaz!"
- "O zaman sen de şey dersin, evden biri vardı... Yaşlı."
- "Genelkurmay filan var bunun altında."
- "O... çocuğu..."
- "Ya bu komutanlar gerçekten toplumu kutuplara ayırdı."
- "Allah'tan hâkimler çok iyi..."
- "Soruşturma Ergenekon olduğu zaman s...kerim hâkimi de savcıyı da."
- "Ha bunu kime diye bulalım aramada?"
- "Şey yazsana hani Muzaffer diye."
- "O burada yok."
- "O Vatan'a (İstanbul Emniyet Müdürlüğü) gelir."
- "Hm..."
Aslında bu konuşma her şeyi özetliyor. Fazla söze gerek bırakmıyor. İşin tuhaf yanı daha Ergenekon soruşturması başlamadan; polisler "Ergenekon" adını telaffuz ediyordu.
..."

Pazartesi, Ocak 16

psikanaliz


"- Bu günlük bu kadar yetmez mi? diye yalvardım.
- Hayır, oturun ve beni dinleyin! Siz de bilirsiniz ki psikanaliz.. Boynumu büktüm, kollarımı açtım.
- Doktor nerden bileceğim ben onu? Ben cahil bir adamım. Hayatımı on defa dinlediniz. Doğru dürüst okumadım. Babam kâfi derecede sert değildi. Beni okutamadı.
Birdenbire durdum. Yine kendimi ele vermiştim. Babamı beğenmediğimi gösteren sözler söylemiştim. Sözü değiştirmek istedim.
- İyi kötü biraz saatten anlarım, işte o kadar!..
Ve tabiî saat der demez evvelâ "Mübarek" sonra rahmetli Nuri Efendi, yani ikinci babam hatırıma geldi, sustum. Bu baba kompleksi korkunç bir şeydi. İnsana ağız açtırmıyordu.
Bereket versin doktor beni dinlemiyordu. Zaten pek az dinlerdi.
-Malûm malûm... Buralarını biliyorum. Ama üzülmeyin. Okumuş olsanız bir şey mi çıkardı sanıyorsunuz ? Psikanaliz bilmedikten sonra, hepsi bir..."


saatleri ayarlama enstitüsü - ahmet hamdi tanpınar

Salı, Ocak 10

hürriyet

...
Ben bu kadar kendi zıddı ile beraber gelen ve zıtlarının altında kaybolan nesne görmedim. Kısa ömrümde yedi sekiz defa memleketimize geldiğini işittim. Evet, bir kere bile kimse bana gittiğini söylemediği halde, yedi sekiz defa geldi; ve o geldi diye biz sevincimizden, davul zurna sokaklara fırladık.
Nereden gelir ? Nasıl birdenbire gider ? Veren mi tekrar elimizden alır? Yoksa biz mi birdenbire bıkar, "Buyurunuz efendim, bendeniz artık hevesimi aldım. Sizin olsun, belki bir işinize yarar!" diye hediye mi ederiz ? Yoksa masallarda, duvar diplerinde birdenbire parlayan fakat yanına yaklaşıp avuçlayınca gene birdenbire köür veya toprak yığını haline giren o büyülü hazinelere mi benzer ? Bir türlü anlayamadım. 
Niihayet şu kanaata vardım ki, ona hiç kimsenin ihtiyacı yoktur. Hürriyet aşkı, -haydi Halit Ayarcı'nın sevdiği kelime ile söyleyeyim, nasıl olsa beni artık ayıplamaz, kendine ait bir lugatı kullandığım için benimle alay edemez!- bir nevi snobizmden başka bir şey değildir. Hakikaten muhtaç olsaydık, hakikaten sevseydik, o sık gelişlerinden birinde adam akıllı yakalar, bir daha gözümüzün önünden, dizimizin dibinden ayırmazdık. Ne gezer? Daha geldiği günü ertesinde ortada yoktur. Ve işin garibi biz de yokluğuna pek çabuk alışıyoruz. Kıraat kitaplarına birkaç manzume, resmi nutuklarda adının anılması kafi geliyor. 
...
saatleri ayarlama enstitüsü - ahmet hamdi tanpınar

don kişot


...
Bilirim, hele bir düşmeye gör hasretin halisine,
hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek,
yolu yok, Don Kişot'um benim, yolu yok,
yel değirmenleriyle dövüşülecek.
...
don kişot - nazım hikmet